Haberler

JEKA, Türkiye’nin jeotermal potansiyelini harekete geçirebilir mi?

Alaşehir Jeotermal Enerji Santrali, Manisa (kaynak: Zorlu Enerji)
Merve Uytun 31 Oca 2026

JEKA modeli, Türkiye’nin yüksek jeotermal potansiyelini entegre kullanım, yerli üretim ve kırsal kalkınma odağında yatırıma dönüştürmeyi hedefliyor.

Ekonomik Gazete’de yayımlanan Serbest Kürsü köşesinde Serkan Aksüyek’in kaleme aldığı değerlendirmeye göre, Türkiye son on yılda temiz enerji dönüşümünde dikkat çekici bir ivme yakaladı. Yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payının yaklaşık yüzde 62 seviyesine ulaşması, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu başarıda, rüzgâr ve güneş enerjisinde uygulanan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) modelinin sağladığı ölçek, yerli üretim ve yatırım öngörülebilirliği önemli rol oynadı.

2024 yılında 2000 MW (1200 MW RES + 800 MW GES), 2025 yılında ise 1800 MW (1150 MW RES + 650 MW GES) YEKA yarışmalarının tamamlanmasıyla, 2035 yılı için belirlenen 120 GW rüzgâr ve güneş kurulu güç hedefi doğrultusunda güçlü bir yol haritası ortaya kondu. Bu hedefe ulaşabilmek için, 2026 ve sonrasında özellikle rüzgâr enerjisinde her yıl 2000–2500 MW ölçeğinde yeni YEKA ihalelerine ihtiyaç bulunuyor.

Ancak Türkiye’nin yenilenebilir enerji başarısı rüzgâr ve güneşle sınırlı değil. Jeotermal enerji, sunduğu baz yük kapasitesi ve çok yönlü kullanım alanlarıyla enerji dönüşümünün stratejik bileşenlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Bugün itibarıyla 1758 MW jeotermal kurulu güce sahip olan Türkiye, bu alanda dünyada dördüncü, Avrupa’da lider konumda bulunuyor. Elektrik üretiminin yanı sıra konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm, balıkçılık ve kurutma tesisleri gibi alanlarda toplam 7 bin MW’ın üzerinde doğrudan kullanım kapasitesi mevcut. Buna karşın, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından keşfi tamamlanan 62 bin MW düzeyindeki jeotermal potansiyelin yalnızca yaklaşık yüzde 11’i değerlendirilmiş durumda.

Bu tablo, jeotermal yatırımların hızlandırılmasına yönelik yeni bir politika aracının tartışılmasını beraberinde getiriyor. Bu çerçevede yazar, rüzgâr ve güneş enerjisinde uygulanan YEKA modelinden ilhamla, jeotermal kaynaklara özel olarak “Jeotermal Enerji Kaynak Alanları (JEKA)” adını verdiği yeni bir yaklaşım öneriyor. Sektörde giderek daha fazla dile getirilen öneri ise, rüzgâr ve güneşte başarıyla uygulanan YEKA modelinin jeotermale uyarlanması; yani Jeotermal Enerji Kaynak Alanları (JEKA) yaklaşımı.

JEKA modelinin temel farkı, jeotermal kaynakların entegre kullanımına dayanması. Elektrik üretiminin yanı sıra jeotermal seracılık, konut ısıtması, termal turizm, jeotermal madencilik ve endüstriyel kurutma gibi alanlardan en az ikisinin birlikte planlanması, yatırımın ekonomik ve sosyal getirisini artırmayı hedefliyor. Bu sayede daha fazla yatırımcının ve farklı sektörlerin jeotermal değer zincirine dahil edilmesi mümkün olabilir.

Rüzgâr ve güneş YEKA’larında olduğu gibi, olası JEKA ihalelerinde de yerli üretim koşullarının korunması ve ekipman üretiminde Türkiye’de konuşlu firmaların katma değer zincirine dahil edilmesi kritik önemde görülüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile EPDK başta olmak üzere ilgili kurumlara sunulması planlanan bu modelin, MTA tarafından potansiyeli belirlenmiş sahalarda görece hızlı biçimde uygulanabileceği değerlendiriliyor.

JEKA’nın bir diğer önemli boyutu ise kırsal kalkınma. Türkiye genelinde sayıları 43’e ulaşan Organize Tarım Bölgeleri (OTB), jeotermal kaynaklara yakın alanlarda konumlandırılarak modelin tamamlayıcı unsuru hâline getirilebilir. Bugün yaklaşık 150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan Türkiye’de, fiilen kullanılan alan yalnızca 7 bin dönüm seviyesinde bulunuyor. Potansiyelin küçük bir kısmı kullanılmasına rağmen Türkiye, bu alanda dünyada yedinci, Avrupa’da ise birinci sırada yer alıyor.

Enerji üretimi için sıcaklığı yeterli olmayan sahalarda dahi, jeotermalin doğrudan kullanım alanlarına yönelik özel destek mekanizmalarının devreye alınması, JEKA yaklaşımıyla mümkün olabilir. Bu durum, özellikle tarım ve gıda sektöründe katma değeri yüksek yatırımların önünü açabilir.

Sektör temsilcilerine göre, bugün itibarıyla 300 MW’ın üzerinde jeotermal elektrik üretim projesi yatırım aşamasında bulunuyor. 2025 yılında jeotermal kurulu güçte kaydedilen 67 MW’lık artış sınırlı görünse de, jeotermal santrallerin yüzde 80’in üzerinde kapasite faktörüyle 7/24 çalışabilmesi, bu kaynağı enerji arz güvenliği açısından vazgeçilmez kılıyor. Ayrıca jeotermalin dağıtık üretim yapısı, bölgesel yoğunlaşmaların ve bağlantı sorunlarının azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Jeotermal sektörünün önündeki bir diğer önemli başlık ise YEKDEM süresi dolan santraller. 2024 yılında 163 MW, 2025 yılında ise 115 MW jeotermal santral YEKDEM kapsamından çıktı. 2016–2025 döneminde destek mekanizmasından çıkan toplam kapasite 620 MW’a ulaşarak, mevcut jeotermal kurulu gücün yaklaşık yüzde 35’ine karşılık geldi.

“2053 Net Sıfır” hedefleri doğrultusunda, YEKDEM’den çıkan bu kapasitenin en az aynı ölçekte yeni yatırımlarla ikame edilmesi gerekiyor. Bu çerçevede JEKA modeli, jeotermal yatırımları hızlandırabilecek, entegre kullanım alanlarını yaygınlaştırabilecek ve Türkiye’nin jeotermal potansiyelini daha etkin biçimde devreye alabilecek güçlü bir politika aracı olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Ekonomi Gazetesi