PTF’deki düşüş jeotermal sektör için alarm veriyor
JESDER, düşen PTF’nin jeotermal santraller üzerinde gelir baskısı yarattığını açıkladı. Sektör için daha dengeli ve öngörülebilir bir piyasa yapısı talep ediliyor.
Türkiye elektrik piyasasında son yıllarda gözlenen Piyasa Takas Fiyatı (PTF) düşüşü, özellikle baz yük üretim sağlayan jeotermal santraller açısından önemli ekonomik riskler barındırıyor. Mart 2023’te 112 USD/MWh seviyesinde olan PTF’nin Mart 2026 itibarıyla 36 USD/MWh seviyesine kadar gerilemesi, sektörde yalnızca geçici bir fiyat dalgalanması değil, yapısal bir gelir daralması olarak değerlendiriliyor.
Bu çerçevede, JESDER tarafından kamuoyu ile paylaşılan basın bildirisi, jeotermal sektörün karşı karşıya olduğu ekonomik baskıyı ve çözüm önerilerini detaylı şekilde ortaya koyuyor.
Jeotermal santraller, kesintisiz üretim kabiliyetleriyle sistem güvenliği açısından kritik rol oynasa da, mevcut piyasa yapısında bu değerin gelir tarafına yeterince yansımadığı görülüyor. Özellikle YEKDEM destek süresi sona eren tesisler için düşen piyasa fiyatları, yüksek işletme ve bakım maliyetleriyle birleşerek finansal sürdürülebilirliği zorlaştırıyor.
Aşağıda, JESDER tarafından yayımlanan basın bildirisine ilişkin metnin tamamı yer almaktadır:
“2023-2026 yılları arasındaki mart ayı PTF verilerine bakıldığında, fiyatların son yıllarda düzenli şekilde gerilediği açıkça görülüyor. Mart 2023’te 112,18 USD/MWh olan piyasa takas fiyatı, Mart 2024’te 68,71 USD/MWh’ye, Mart 2025’te 59,11 USD/MWh’ye ve Mart 2026’da 36,81 USD/MWh’ye kadar düşmüş durumda. Oysa enflasyonist ortamlarda giderlerin sürekli arttığı ekonomilerde gelirlerin de buna parar-lel olarak artması beklenir ki yatırımlar da devam etmesi için uygun finansal ortam kalıcı olsun. Yani burada artık küçük ve geçici bir dalgalanmadan değil, üretim gelirlerini ciddi biçimde etkileyebilecek bir gerilemeden söz ediyoruz.
Bu tablo jeotermal elektrik santralleri açısından okunduğunda, ortaya çıkan düşüşün sektör için çok da olumlu bir işaret vermediği söylenebilir. Çünkü jeotermal santraller, rüzgâr ve güneşten farklı olarak günün her saatinde üretim yapabilen, sisteme süreklilik sağlayan tesislerdir. Ancak sistem açısından değerli olmak ile piyasa açısından yeterli gelir üretmek her zaman aynı anlama gelmiyor. PTF’nin gerilemesi, jeotermal santrallerin ürettikleri elektriği daha düşük fiyattan satmaları demektir. Bu da özellikle YEKDEM dışında kalan, finansman yükü devam eden ya da işletme giderleri yüksek olan santraller üzerinde gelir baskısını artırır. Üstelik jeotermalde maliyet yalnızca santralin günlük işletilmesiyle sınırlı değildir. Kuyu bakımı, reenjeksiyon zorunluluğu, kimyasal kullanım, ekipman yenileme, saha yönetimi ve rezervuarın sürdürülebilir biçimde korunması gibi unsurlar, bu tesisleri baştan itibaren daha maliyetli bir yapıya taşır. Nitekim jeotermal santrallerde işletme maliyetlerinin toplam yatırım maliyeti içindeki payı (CAPEX) yaklaşık %6 düzeyindeyken, bu oran rüzgâr santrallerinde 2-3,5, güneş santrallerinde ise 1-1,5 dolayındadır. Bu fark da jeotermalin piyasa fiyatlarındaki düşüşe karşı neden daha hassas olduğunu açıkça gösterir. Dışarıdan bakıldığında fiyatların gerilemesi elektriğin ucuzlaması gibi görünse de santral tarafında bu durum çok daha kırılgan bir ekonomik denge yaratır. Santral çalışmayı sürdürür, sisteme enerji vermeye devam eder ancak aynı üretim seviyesi artık eski gelir düzeyini oluşturmaz. Yani teknik olarak çalışan bir tesis, ticari olarak aynı rahatlıkla ayakta kalamayabilir.
Jeotermal projeler kısa sürede devreye alınabilen yatırımlar değildir. Arama riski içerirler, sondaj maliyetleri yüksektir ve yatırımcı açısından ciddi bir sermaye gerektirirler. Üstelik kaynak bulunsa bile iş bununla bitmez. Rezervuarın doğru yönetilmesi, çevresel yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve üretimin uzun vadede sürdürülebilir kılınması gerekir. Böyle bir alanda piyasa fiyatının uzun süre düşük seyretmesi, yatırımcının iştahını doğal olarak azaltır. Çünkü yatırımcı yalnızca bugünkü fiyatı değil, önümüzdeki yıllarda gelirlerin ne seviyede oluşacağını da görmek ister. Fiyatlar zayıfladığında yeni kuyu yatırımları, kapasite artışları ya da yeni santral kararları daha temkinli hale gelir. Öte yandan bu durum, mevcut santraller üzerinde de daha fazla verimlilik baskısı yaratır.
Jeotermal santrallerin sisteme sağladığı fayda ile piyasadan elde ettikleri gelir her zaman birbirini karşılamayabilir ancak piyasa fiyatı düştüğünde bu değerin gelir tarafına aynı ölçüde yansımadığı görülür. Bu nedenle düşük PTF dönemleri, yalnızca üreticilerin ticari durumunu değil, aynı zamanda elektrik piyasasının güvenilir üretim kaynaklarını nasıl fiyatladığına ilişkin bir tartışmayı da gündeme taşır. Bu sebeple Mart 2026’da görülen PTF gerilemesi jeotermal elektrik santralleri açısından yalnızca geçici bir fiyat hareketi olarak okunmamalıdır. Bu düşüş, gelirlerin daralması, yatırım kararlarının yavaşlaması ve mevcut tesislerin ekonomik sürdürülebilirliğinin daha fazla baskı altına girmesi gibi sonuçlara neden olacaktır. Sonuç olarak mesele yalnızca düşük piyasa fiyatları değil, jeotermalin sistem için taşıdığı gerçek değerin gelir yapısına yeterince yansımamasıdır. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, fiyatları yapay biçimde yukarı çekmekten çok, yerli ve sürekli üretim yapan kaynakları zayıflatmayan, gelir çeşitliliğini, verimliliği ve yatırım iştahını güçlendiren daha dengeli ve sağlam bir çerçevenin kurulmasıdır. Aksi halde bugün avantaj gibi görünen düşük fiyatlar, yarın yatırım eksikliği ve arz güvenliği açısından daha kırılgan bir tabloya dönüşebilir.
Bu çerçevede, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve EPDK tarafından değerlendirilmek üzere YEKDEM sonrası dönem için bir tavan/taban fiyat uygulamasının ele alınması önem taşımaktadır. YEKDEM destek süresi sona eren jeotermal santraller, elektriklerini Piyasa Takas Fiyatı üzerinden satmaya devam ettikleri mevcut piyasa yapısında; yüksek işletme maliyetleri, kimyasal giderler, kur dalgalanmaları ve artan yatırım ile yenileme maliyetleri nedeniyle ciddi finansal zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Oysa YEKDEM, 2010-2020 döneminde sunduğu daha güvenli gelir yapısı sayesinde yatırımların hayata geçirilmesini mümkün kılmıştı. Bugün ise destek süresi biten tesislerin önemli bir kısmı, mevcut piyasa fiyatlarıyla ekonomik olarak zorlanmakta, hatta bazı durumlarda zarar ederek işletilmektedir. Bu durum yalnızca mevcut santrallerin sürdürülebilirliğini tehdit etmekle kalmamakta, aynı zamanda yatırımcıların yeni yatırımlara yönelmesini de zorlaştırmaktadır.
Bu nedenle, YEKDEM süresi dolmuş santraller için PTF’ye bağlı ancak gelirdeki aşırı oynaklığı sınırlayan bir azami/asgari uzlaştırma fiyat aralığının oluşturulması değerlendirilebilir. Böyle bir mekanizma, doğrudan bir destekten çok, santrallerin sürdürülebilir işletme koşullarını koruyacak dolaylı ve dengeli bir çerçeve sunabilir. Bunun yanında, kimyasal tedarik maliyetleri ile işletme giderlerinde yaşanan öngörülemez artışlar dikkate alınarak belirli bir geçiş dönemi boyunca gelir istikrarı sağlayacak koruyucu uygulamaların devreye alınması da sektör açısından önemli olacaktır. Böyle bir fiyat bandı, özellikle 2010-2020 döneminde devreye alınmış ve bugün destek süresi sona ermiş tesislerin faaliyetlerini sürdürebilmesine katkı sağlayacağı gibi, yeni yatırımlar için de daha öngörülebilir ve güven veren bir zemin oluşturabilir. Sonuç olarak, bu tür bir düzenleme hem mevcut santrallerin finansal olarak ayakta kalmasına destek olur hem de jeotermal sektöründe uzun vadeli yatırım ikliminin korunmasına katkı sağlar.”

Kaynak: JESDER (e-posta yoluyla)